Wednesday, November 22, 2006
YAVUZ SULTAN SELİM (1)

"Yavuz sultan selim han zamanında bir şâir yeni yazdığı şiirini pek beğenmiş ve sultana okumak dilemiş. tabii o zamanlar gerçek sanatkâra çok kıymet verildiği için, kısa zamanda huzura kabul edilmiş.

Selim han'ın yanında hasan can ve diğer vezirler de varmış. şâir zât, heyecandan sesi titreyerek şiirini okumuş bitirmiş, sonra da pâdişaha bakmış.

Yavuz selim han hiç tereddüt etmeden :
- "ama ben bu şiiri biliyorum." deyince, adamcağız şaşırmış;
- "nasıl olur efendim, bu şiiri ben yazdım ve ilk defâ burada okuyorum."
pâdişah
- "istersen bir de ben okuyayım" demiş
- "siz bilirsiniz."
Selim han gerçekten teklemeksizin adamın az evvel okuduğu şiirin aynısını okumuş. adam şaşkınlıklar içindeyken bu sefer hasan can atılmış:
- "bu şiiri ben de biliyorum sultanım. destur verirseniz ben de okuyayım."
o da okumuş. sonra hemen yanındaki vezir ve diğerleri de sırayla okumuşlar. böylece huzurda şiiri okuyan on kişi çıkmış. şâir ne yapacağını şaşırmış;

- "Nasıl oluyor anlayamıyorum efendim. ama bu şiiri gerçekten ben yazdım" diye kendini savunmaya çalışmış.

Neyse ki sonradan gerçeği anlatıp, adamcağızın gönlünü almışlar. pâdişah'ın duyduğunu bir seferde ezberlediğini, hasan can'ın iki ve diğerlerinin de sırayla artan sayılarda ezberleyebildiklerini söylemişler. böylece şâir de rahatlamış."

Yavuz Sultan Selim'in çok güçlü bir hafızaya sahip olduğu, duyduğunu bir seferde ezberleyebildiği rivayet edilir.

...............

Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmailin oynadıkları satranç dillere destandır. trabzon valisiyken, tebdili kıyafet tebrize gider bir derviş kılığında, orada hanlarda kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. haber şaha ulaşır.
"çağırın bir de benimle oynasın" der.
Selim şahı da yener. o vakit şah elinin tersini yavuzun göğsüne indirir:

"bre derviş, sen edeb nedir bilmez misin? hiç şahlar mat edilir mi?" der.

aradan yıllar geçer, yavuz çaldıran'da şah ismail'i perişan etmiş, şah ismail kaçmıştır. yavuz ona bir mektup gönderir ve o günki tokadın intikamını aldığını söyleyerek:

"atacaksan tokadı böyle atacaksın..."

Şah İsmail ; savaşmak için İran a giren Yavuz un karşısına çıkmaya cesaret edemez.Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim Han Bir mektup gönderir..( mektupla beraber bir kadın elbiseside...)

"ey İsmail, ülkemin sınırında görünmekle bana meydan okudun. iste ben geldim, haftalarca yürüdügüm halde ne senden ne de askerinden bir eser görmedim. ölümüsün yoksa sagmisin bilemiyorum, hile ve aldatmaktan baska bir sey bilmez misin? sayet korkuyorsan bir tabib getir ki seni tedavi etsin. seni daha fazla korkutmamak için güzide askerlerimden kirk bin kisiyi kayseri yakinlarinda biraktim. düsman hakkinda ancak bu kadar lutuf gösterilebilir"
posted by suveyda @ Permalink ¤9:30 AM  
4 Comments:
  • At 10:16 PM, Blogger Kaf-Nun said…

    vay bee kadın elbisesi hee madara etmiş şahı :)

    yavuz lakabını boşuna almamış

    bildiğim kadarıyla mekke ve medine emiri kendisine mekke ve medinenin sahibi ünvanını veriyor yavuz ise bunu kabul etmeyerek mekke ve medinenin sahibi değil hizmetçisi olarak görmüştür

     
  • At 11:17 PM, Anonymous selma said…

    ablacık çok güzelmiş ya.

    1 dediğine göre 2 side var bunun.

    sabırsızlıkla ikincisini bekliyoruz.

     
  • At 11:21 PM, Anonymous selma said…

    yorumum gelmiş, geçen çok uğraştım olmadı.

    uzun uğraş ve çabalarım sonucunda iki yorum eklemeyi başardım.

    vatana millete hayırlı olsun:)

    padişaha feda olsun:)

    küpeli padişahımız buydu demi

     
  • At 9:03 AM, Blogger suveyda said…

    kaf-nun,

    madara ettirmeseydi oda, hakkını vermiş işte:)

    evet kaf-nun dediğin gibi az sabretseydin bugün yazacaktım:)






    selma,
    geldi selma, sende az sabırlı ol.

    beceruksuz, bana hiç çekmemişsin:))

    küpeli ama neden taktığına bak bi öyle küpeli deyip geçme kardeşçik.

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1