Sunday, May 13, 2007
HAYATIMIN TEK KADININA
Bir gün annem evde yokken, biz köydeyiz o zamanlar, abimle beraber bahçeden biberleri toplayıp elimize, gözümüze sürmüşüz.Zaten başıma ne vukuat geldiyse bu abim yüzünden gelmiştir.Sonra ağlamalar, viyaklamalar, ciyaklamalar, anne yanıyorum demeler.Ama anne evde yok.Biz başı kesilmiş horoz gibi zıplıyoruz.Matara dedenin karısı (adamın lakabı böyleymiş, ilginç işte) bizdeymiş o gün.O süt içirmiş, sütle yıkamış yüzümüzü, elimizi, bir nevi ilk yardımı yapmış ve kurtarmış bizi o acıyla bağırmalardan.Sonra annem gelmiş, artık nereye gittiyse, sevinmiş garibim bizim iyi olmamıza.Ben sadece biberleri sürdüğümüzü ve horoz gibi ordan orya zıpladığımızı hatırlıyorum.O denli küçüktük yani.Gerisini annem anlatır zaten.Şimdi kardeşim, matara dedenin karısı kurtarmasaydı ben bu ailenin biricik çocuğu olabilirdim diyor. Allah razı olsun, rahmetli matara dedenin karısından, kardeşime bugün “çok beklersin sen” dedirttiğin için.Annem döverdi ama iyiydik ya sanırım ondan dövmedi.

Annem çok kızardı bazen.Aslında ben çok uslu çocuktum, diyorum ya başıma ne geldiyse, ne dayak yediysem bu abim yüzünden yedim.Bir gün gene dayağı yemişim, o zaman babam evde değil ama her an gelmek üzere.Fırsat bu fırsat diyerek oturuyorum kapının eşiğine var gücümle ağlamaya başlıyorum, halbuki o kadar da dövmemişti, üstelik o kadar da acımamıştı.Babam gelsin anneme kızsın istiyordum ve ben hâlâ ağlıyordum.Başarılı olmuş muydum ? Olmuştum.Ben çok yapardım bunu.Şimdi anneme bunları kendim anlatıyorum beraber gülüyoruz.

Bazen kardeşimle kavga ettiğimiz zamanlar olurdu.O da nedense ağlardı hemen.Ben ağzını kapatırdım, sus , sesin çıkmasın, annem duymasın derdim.Başka bir odaya götürür susana kadar başında beklerdim.Ne olur sus, annem duyarsa kızar diye yalvarırdım.Annem duymazdı, kızmazdı da ve ben böylece kurtulurdum.

Küçükken annem bizi bir yere götürecek olduğu zaman bizi çok tembihlerdi.Uslu olun, yaramazlık yapmayın, yerinizden kalkmayın, oturduğunuz yerden sallanmayın, sofraya izinsiz oturmayın, oynamayın, koşturmayın.Kural dışına çıkınca gözleriyle bir bakardı, yakınımdaysa bir çimdik atardı ki sallanabilene aşk olsun.Böyle her gittiğimiz yerde uslu, sessiz, sakin modunda kızlar olduk hep.Şimdiki çocuklara bak hele diyorum anneme, varmadıkları, karıştırmadıkları yer yok ve böyle çocukları paralamak geliyor içimden.Oysa annem o gözleriyle çiğ çiğ yerdi beni o kadar uzak mesafeden.Kımıldamak ne mümkün yerimden.

Her kız gibi bende annemden gizli gizli saçlarımı kestim.Anlamaz dedim çünkü çok az kestim.Ama anladı, çok kızdı.Hem zaten çok çirkin kesmiştim.Diken diken olmuştu.Dayak yemekten kıl payı kurtulmuştum gene.

Biz kardeşler büyümeye devam ederken, yavaş yavaş aklım ermeye başladı bazı şeylere.Hayat nedir, ölüm nedir anlamaya başladım.Bir gün geldi, tam her şeyi anladım derken, bir ablamın olduğunu ve ben doğmadan önce öldüğünü öğrendim.Çok garip bir duyguydu.Senin kanından, canından olan birisini hiç görememek, konuşamamak, bir gün olsun onunla oynayamamak.O olsaydı ben abimle de oynamaz, o kadar dayağı da yemezdim.Boş boş o kadar da ağlamazdım.Hem olsaydı annemden de korurdu beni.Beraber oturur evcilik oynardık, bebeklerimiz olurdu, kız oyunları oynardık.Şimdi bir ablam olmuş olurdu, sorumluluklarım az olurdu, bana ikinci annem olurdu.Ablalar ikinci annelerdir çünkü.Öyle diyor halam.Oysa hiçbir zaman böyle olmayacak.Allah onu yanına almak istemiş ve almış.Şimdi cennet bahçelerinde koşturuyordur.Dünya gözüyle olmadı inşaAllah orda görüşmek, konuşmak nasip olur umudu taşıyorum.

En çok hasta olduğumda arıyorum annemi.En çok o zaman varlığının kıymetini anlıyorum.Hiçbirşey, hiç kimse onun varlığını dolduramıyor o zaman.Yaşım kaç olursa olsun, ne kadar yaşlanırsam yaşlanayım bu hep böyle olacak biliyorum.Hastalandığımda hep başucumda olmasını diliyorum.Bazan en sevdiğin ilk kızın diyorum anneme kendimi kastederek ve ölen ablamı unutarak.Acaba beni duyuyor mu, böyle dediğim için üzülüyor mu diye aklıma geliyor sonra.Anneme de diyemiyorum böyle düşündüğümü, biliyorum dersem hemen gözleri dolacak, üzülecek, ağlayacak.Sonra gülüyoruz işte tekrar, unutuyoruz o sahneyi ve hayata devam ediyoruz her şeye rağmen.

Ben ona bazan hatun diyorum, bazan hanım hanımmm ne haber diyorum, bazan da annecik ne yapıyorsun.Hatta kız ne haber dediğim de oluyor.Öyle her şeyden konuşuyoruz, bazan anne gibi, bazan arkadaş gibi, dost gibi.Çok yorulduğunu söylediği zamanlar oluyor, bende yorulacaksın tabi, anneler hep yorulur, kolaymı anne olmak diyorum gene gülüyoruz.Bir gün anne olunca sende anlarsın diyor, anlarım heralde diyorum.Açmadığım dalda sözüm bu kadar geçer annem diyorum

Allah seni başımızdan eksik etmesin…(amin)

Anneler günü de neymiş ki, biz hep böyleyiz…



Sinir oluyorum sürekli gözümüze sokulan anneler günüyle ilgili reklamlara, kocaman afişlere, alışveriş çılgınlığına, insanları zor durumda bırakmalarına, illa hediye almak gerektiği hissi vermelerine.Bu ülkede annesi olan var olmayan var, evladını kaybeden var, şehit anneleri var, acı çeken, çocukları hasta olan , kayıp olan, sarılamayan, öpemeyen, yürekleri düğüm düğüm olan bir sürü anne var.Yoruldum kanalı değiştirip durmaktan.Bu kadar da reklam yapılmaz ki.Bu kadar da çılgınlık yapılmaz ki.Yeter da…

Labels: , ,

posted by suveyda @ Permalink ¤8:40 AM  
6 Comments:
  • At 9:58 AM, Blogger Gönül Pınarı said…

    Merhaba Suveyda,

    Anneler günü ile ilgili yazacaklarımı ben daha önce yazdım. Biraz erken oldu benimki ama, olsun. Şimdiye kadar hayatta bir çok konuda geç kaldım. Bu defa da geç kalmak istemediğim erkenden yazyım dedim.

    Senin anılarında da gerçekten çok güzel. Belki senin anlatış tarzındaki içtenlik ve ustalığın bunu daha da güzelleştiriyor.
    Herkesin annesi ile ilgili unutulmaz anıları mutlaka vardır; Diyorum ama, aslında böyle anıları yaşayamayanlar oluyor. Yani doğduğu gün annesini kaybedenler, veya da doğurduğu gün çocuğunu cami avlusuna bırakanlar, merdiven boşluğuna atanlar... bunlar da madalyonun öteki yüzü tabi.
    Ama biz güzel yüzüne bakalım, güzel görelim, güzel düşünelim ve hayattan lezzet alalım.

    Bütün anneleri ber kez daha tebrik ediyor, ayaklarının altında bize de yer vermelerini diliyorum.

     
  • At 2:14 PM, Blogger Mihriye Sultan said…

    MERHABA SUVEYDA KARDEŞ,
    BÜTÜN ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.........ANILARIN RENKLİ VE TANIDIKDI

     
  • At 4:32 PM, Blogger aydünya said…

    uzaklarda bir yerlerde sana kırgın olduğunu bildiğin ama gönlünü almayı aklının ucundan bile geçirmediğin bir anne var..
    belki hatırlayamadın bile şuan..
    olsun. canın sağolsun ne diyeyim. zaten ben en büyük yaralarımı en değer verdiklerimden almadım mı hep..
    kendime süre vermiştim. senin gözündeki dostluğumun değerini anlayabilmek için. o süre doldu. ve hiçte öğrenmek istemeyeceğim şekilde...

     
  • At 9:21 AM, Blogger suveyda said…

    gönül pınarı,
    efendim sizin anılarınız daha bir hüzünlü, daha bir dokunuyor kalplere.işte bu yüzden diyorum herkes için mutlu gün olarak geçmiyor bugün.biliyorum annelerin ne kadar üzüldüklerini, hüzünle dolduklarını.bazıları için sevinç naraları atılırken kimileri için böyle bir günün dahi yaklaşması üzülmeye yetiyor.her gün sevelim annemizi, sözlerini dinleyelim, hediyeler alalım vs vs vs.
    anılardır işte böyle bizi yaşatan, geçmişimizi, geleceğimize bağlayan.
    dileğinize inş diyorum.






    mihriye sultan,
    merhaba efendim.
    hoşgeldiniz ve her zaman beklerim inş.
    demi herkesin hayatında olan anılardan
    özellikle dayak sahneleri:)





    aydünya,
    sana burdan uzun uzadıya cevap vermeyecem aydünya.
    ama şunu bil, sana gelen yollarımı tıkayan ben değilim, sensin.

     
  • At 10:55 PM, Anonymous Anonymous said…

    selam,canım sıkıldıkça,okuyorum..çok eğleniyorum))

     
  • At 8:35 PM, Blogger suveyda said…

    a.s amonyus kardeş,
    her zaman beklerim, canın sıkkın olmayınca da:)

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1