Saturday, May 19, 2007
GİTMEK

bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.
hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
misal ben...
kapıdaki rex`i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu,
o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?
"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.
ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
bari ufak kaçışlar yapabilsek.
var tabii yapanlar,
ama az.sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif...
denk olsa.gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.
ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetlersıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.
hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı,
bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren?
galiba.
ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,ama olsun...
İstemek de güzel.
can yücel

Labels:

posted by suveyda @ Permalink ¤12:10 AM  
4 Comments:
  • At 11:32 AM, Blogger selma said…

    evet çok doğru bir ömür için bir ömür yaşıyoruz.her gece yarın farklı bir gün olacak düşüncesiyle uyurken.sabah kalktığımızda herşeyin aynı monotonlukta devam ettiğine şahit oluyoruz.gün içinde kendimize yeni heyecanlar arıyoruz ama hep hüsran hep hüsran.nereye gidersek gidelim yüreğimizi değiştirmedikten sonra herşey aynı devam eder.bu yazıdan sonra bir mebze daha çöktüm

     
  • At 1:26 PM, Blogger Gönül Pınarı said…

    Yapma be Selma, "bu yazıdan sonra bir nebze daha çöktüm " cümlesi hiç yakışmamış....

    Hayat dediğin nedir biliyor musun?

    Hayat binbir penceresesi olan bir saraydır. Bu yazıyı kaleme alan sayın yazar, bir penceresinden bakmış, hayatı öyle görmüş, öyle anlatmış. Ama bir başkası da başka pencereden bakar, daha değişik manzaralar görür ve o da kendi gördüklerini anlatır. Biz de kendi penceremizden bakar, çok daha farklı görüntülerle karşılaşabiliriz.

    Gitmek konusuna gelince, zaten her şey her an bir yolculuk halinde değil mi? Herkes ve her şey bir yerlere doğru sürekli gitmiyor mu? " Sabah kalktığımızda her şey aynı" diyorsun. Hiç de değil. Evvela her sabah aynaya baktığında bugünkü sen dünkü sen değilsin. Bedeninde bir çok hücre ölmüş, yerine yenileri gelmiştir. Ömür caddesinin bir etabı daha geride kalmıştır. Hatta kabri dediğimiz istasyona bir adım daha yaklaşmış bulunuyorsun.

    Hayat yolu her an değişen manzaralarla süslüdür. Monotonluk diye bir şey yoktur. Pencereden bakıyorum, bahçemdeki ağaçlardaki çiçekler dün yoktu, bugün bana gülümsüyorlar. Gökyüzünde dolaşan bulutlar renkten renge, şekilden şekle girerek durmdadan yeni resimler çiziyorlar. Dün sevinçli iken bugün kendimi daha hüzünlü hissediyorum. Hüzün deyip geçmemek lazım, nasıl bir yemeğe acı baharat lezzet verirse, hüzün de hayata bir çeşni katar, bir lezzet verir.

    Hayatın monoton olmadığını görmek için değişik pencerelerden bakmasını bilmek lazım. Bir kaçını ben sayayım, gerisini siz keşfedersiniz:

    1. Nefis penceresi
    2. Kalp penceresi
    3. Gönül penceresi
    4. Felfese penceresi
    5. İman penceresi.....
    .....................

    Siz en iyisi " Hayatın zevk ve lezzetini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırımız, farzlarla süsleyiniz, günahlardan kaçınmakla muhafaza ediniz" diyen İMAN PENCERESİNDEN bakın....

     
  • At 11:35 AM, Anonymous hilal said…

    insan!
    çölde bir bedevi misal;
    hayatı boyunca;
    serap kovalar!
    ulaştığı vaki değil?
    ulaşamıyacağı vacip!
    Tek ilacı var!
    iman ile gözünü açmak!
    uykudan uyanmak;
    ölüme endeksli olmasa, ah!

     
  • At 10:12 PM, Blogger suveyda said…

    selma,
    selmaaaa ne çökmesi kızz:)
    hayatta aslolan aslında sıradanlıktır.biraz neşe, biraz üzüntü ve hayat böyle sürer gider.yazarın dediği gibi "en güzel mutluluklarında, en acı üzüntülerinde kısa ömürlü olduğu bir hayat bu"
    birde senin okuyabileceğin güzel bir yazı.
    burdan alayım seni selma:)

    "Gün gelir bir kelebek konar insanın yüreğine, hiçbir ağırlık vermez, acıtmaz, üşütmez, kırıp dökmez. Tam tersine, umutlandırır, şevklendirir, mutlu eder...

    Ne var ki, insan vehimlerinden ötürü bu mutluluğu (dokunuşu) reddeder. Çünkü kuşkular içindedir...

    Hepimiz kuşkularımızın tutsağıyız maalesef. Kuşkularımızı ise korkularımız besliyor.

    Gelecek endişesi de korkularımızın kaynağını teşkil ediyor.
    Şimdi iyi, ama ya gelecekte kötüleşirse?..

    Dünyanın yüz bin hali var, istikbal kim bilir neler getirir, her ihtimale göre tedbir alıp yaşamalı...

    Peki, ama insan her ihtimale göre nasıl yaşayabilir?
    Günün herhangi bir saatinde kaza geçirme ihtimali'ne karşı arkanızda ambulans mı gezdireceksiniz...

    Herhangi bir zamanda saldırıya uğrama ihtimali'ne karşı koruma ordusuyla mı dolaşacaksınız...

    Kandırılma-aldatılma ihtimali'ne karşı yanınızda danışmanlar mı gezdireceksiniz?

    Birden çok merak ettim: Ölüm ihtimali'ne acaba hangi donanımla ve tedbirle karşı koyacaksınız?

    Olumsuz ihtimaller hayatın parçalarıdır. Her an karşımıza çıkabilir, yolumuzu kesebilirler. Ancak hayatı olumsuz ihtimallere göre ayarlamaya kalkışmak özel ve güzel yönlerini ıskalamayı göze almak anlamına gelir.
    Zaten bu yüzden hepimiz stresliyiz, kimimiz depresyon tedavisi görüyoruz.
    Ömür boyu süren olumsuz ihtimal baskısına hiç bir yürek dayanamaz.

    Çoğu ata sözlerimiz de, ne yazık ki, bu yanlış yönelişe destek veriyor. İşte biri:
    İşini kış tut da, yaz çıkarsa bahtına!

    Çoğumuz böyle yapıyoruz. İşimizi kış tutuyor, gelecek endişesiyle günümüzü zindan ediyoruz. Mutluluğumuzu geleceğin gölgesiyle gölgeleyip mutsuzluğa dönüştürüyoruz.

    Bir mutluluk anında gülmeye versek elimizi ağzımıza bastırıyor, Hayrolsun, gülmek ağlamaya işarettir diye kendimizi endişeye gark ediyoruz. (Gülmeyi bile kendimize yasak ettik)

    Gelecekten bizim kadar korkan bir toplum daha olduğunu sanmıyorum.

    Bunun ekonomik sıkıntılarla filan ilişkisi elbette var, ancak salt ekonominin belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Daha çok yüreğimize pompalanan korkuların esiriyiz.

    Mesela annelerin kızlarına öğrettikleri tehdit ve tehlikelerin başında erkekler gelir. Hemen her anne kızlarına şöyle öğütler verir: Dikkat et, erkek milletine güven olmaz!..
    Oysa annenin babasıyla birlikte genç kızın babası da bir erkektir...

    Buna karşılık erkek çocuklara da kadının fitne odağı olduğu öğretilir: Halbuki erkek çocuğunu bir kadın doğurmuştur.
    Kendi annesini fitne odağı gibi gören bir erkek önce karısını, sonra kızını döver. Bu alışkanlıklardan kendini kurtaramadığı için de dayak cennetten çıkmadır sözünü allayıp pullayarak vicdanını rahatlatma cihetine gider.

    ***

    Mantığımız olumsuza odaklı. Taa ilkokuldan başlayan bir süreç içinde hayatın tehdit ve tehlikelerden oluştuğu pompalanıyor beynimizle yüreğimize.
    Bir tarafımızda işini kış tut anlayışı, bir tarafımızda iç düşman, dış düşman sendromu: Bu telkinler altında yetişen insanın hayatın olumlu yanlarını görmesi mümkün mü?

    Bu kasnağı kırmamız lazım. Aksi halde hayatımız hep kuşkuyla, korkuyla, endişeyle, hesap-kitapla geçecek ve her şeyin tadı kaçacak.

    İşi yaz (olumlu) tutmalı bence. İşi kış tutarsak, bir hayat boyu karşılaşılabilecek en kötü ihtimale göre yaşamak zorunda kalırız.

    Mesela sabah uyanır uyanmaz, Ya bugün kalp krizi geçirirsem diye düşünüp kahırlanacaksınız. Bu tehlikeyi kısmen bertaraf etmek için bir sürü kalp ilacı taşıyacaksınız...
    Tansiyonunuzun düşme, ya da yükselme ihtimalini dikkate alıp her gün yanınızda tansiyon ilaçları bulunduracaksınız...
    Birden hava soğuyabilir diyerek yaz ortasında paltonuzu yanınızdan ayırmayacaksınız...

    Her an yağmur yağabilir ihtimalini hesap edip şemsiyesiz sokağa çıkmayacaksınız...

    Raydan çıkabilir diye trene binmeyecek, düşebilir diye uçakla seyahat etmeyeceksiniz.

    Kaza ihtimalini düşünüp araba kullanmayacaksınız. Lastik patlayabilir diye yanınızda lastikçi, benzinim en olmadık yerde bitebilir diyerek birkaç bidon benzin alacaksınız.
    Kötü ihtimalleri istediğiniz kadar çoğaltmanız mümkün.

    Sonuç olarak diyeceğim şu ki, hayatınızı karşılaşabileceğiniz en kötü ihtimale göre yaşayacaksanız, yanınızda bir seyyar hastane, yedek şoför, Ya o da patlarsa ihtimalini düşünüp birkaç stepne, Birinin başına bir şey gelebilir diyerek birkaç lastikçi, bir benzin istasyonu, vesaire ile birlikte dolaşmak zorundasınız!
    Hatta Kaybedebilirim düşüncesiyle hiçbir yatırım yapmayacaksınız, Batabilir diyerek paranızı finans kurumları yerine yastık altında tutacaksınız, Evim yanabilir ihtimalini dikkate alarak evinizin önünde bir itfaiye ekibi bekleteceksiniz!..

    Malum işte: İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!
    Niye kış tutacakmışım? Tutmuşken yaz tutarım, kış çıkarsa bahtıma olsun!

    Biz olmayan sorunları varmış gibi yapıp dikkatimizi olmayan sorunları çözmeye odakladığımızdan hayatı ıskalıyoruz.

    Hayatın sadece olumsuzluklarını yaşıyoruz. (Gülün dikeni de var diye gül tarlasını diken tarlası gibi görmek niye?)

    Dostlarım: Siz siz olun, kendinizi meçhul korkulara (gelecek korkusu buna dahil) kaptırmayın...

    Kısa ömrünüzü korkulara teslim etmeyin...

    Geçmiş bir daha gelmeyecek, gelecek ise meçhul bir dünya: Eğer hayırla gelecekse, şimdiden matemini tutmak yanlış, şerle gelecekse şimdiden matemini tutmak yine yanlış!
    Bugünden yarına üzülen, iki kez üzülür (bugün ve yarın olarak).

    Unutmayın ki, önceki günün geleceği dündü, dünün geleceği ise bugündür...
    Bugününüz iyi ise her şey yolunda demektir...
    En azından mutlu olmak için bugün bir sebebiniz var.

    ***

    Bir toplumun yüreği biraz da şarkılarda atar. Şarkılarla türküler toplumun ruh dünyasıdır. Bu anlamda şarkı-türkü dünyasına bir bakar mısınız? Görecekleriniz sizi de şaşırtabilir. Çünkü şarkılarımızda neşe yok. Ama istemediğiniz kadar şikayet, isyan, yakınma, korku, acı, ayrılık, hicran, yıkım var. İşte buyurun:

    Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime,
    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime,
    Perde-i zulmet (kara perde) çekilmiş korkarım ikbalime,
    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.

    Aslında şair, istikbaline perde-i zulmet çekilip çekilmediğini bilmiyor, ama öyle olduğunu düşünüyor, geleceğin olumsuz olacağı hükmüne çoktan varmış, yıllar öncesinden üzülmeye başlıyor. Geleceğe bakarken suçlu gibi titriyor, buna rağmen kimseyle derdini paylaşmıyor, bir anlamda ondan kurtulmak istemiyor.

    Sonuç: İşini kış tutuyor, hayatını zindan ediyor.

    ***

    Onun etkisinden kurtulsanız şöyle bir şarkıya tosluyorsunuz:
    Kara bahtım, kem talihim taşa bassam iz olur...

    Garibim kadar talihsiz, öylesine mutsuz ve umutsuz ki, en olmadık olumsuzluklar onu buluyor, taşta bile iz bırakıyor!
    Tarih boyunca milyarlarca insanın trilyonlarca taşa bastığını, hiç birinin taşlarda iz bırakmadığını bilmek işe yaramıyor; ayağınızın izi taşa çıkmasa da, karamsarlığın izi yüreğinize çıkıyor.

    Nihayetinde bir uzun hava:
    Her yer karanlıııık... pür-nur o mevkiiii... Magrip mi yoksa, makber (mezar) mi ya Raaaab!

    Mezar karanlığı arasında bir takım ahlar, eyvahlar, oflar, aman amanlar ve yandım anamlar da acının derecesini maksimum noktaya çıkarıyor

    Hayata bakışımız öylesine karanlık bir dünya çiziyor ki, zaman içinde şarkılar bile bunalıp iki satır nefeslenmek için dağ başına çıkıyorlar:
    Yüce dağ başını duman bürümüş...
    Başka türlüsünü aramayın: Hayata olumsuz bakmanın bir sonucu olarak dağlarımız sürekli duman bürümüş durumdadır...

    Halbuki o dağlarda kardelenler de var...
    O dağlarda gelincikler de var...
    O dağlarda çam kokuları da var...
    Niye hep duman be kardeşim!
    İçimiz iyiden iyiye kararsın diye mi?
    Malum: İşini kış tut mantığı.

    Hayır dostlar! Yüreğimize bahar ekelim ki, yaz bitsin.

    Yavuz BAHADIROĞLU"

    hadi kolay gelsin sana:)








    gönül pınarı,
    gönül pınarı çok güzel anlatmışsınız ve çok teşekkürler.
    üstüneyse bir lafım yok.
    selma her yemekten önce aç karna al bu yazılanları:)
    demek ki arada oluyormuş bu gitmeler.
    ve demek ki her zaman aynı pencereden bakmamalıyız.







    hilal,
    hilal harikasın.
    hayatı çok güzel özetlemişsin.
    cümlelerin yüklendiği anlam, hayat kadar ağır ama bir o kadar anlamlı.
    teşekkürler.


    ve son söz diyorum ki, gitmeler çok zordur, en azından benim için çok zordur, ama bazan gitmek gerekir.

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1