Tuesday, April 17, 2007
AAAAA GENE SOBELENMİŞİZ

cadıcım gelir gelmez revamı bu şimdi:)
Hadi bu seferlikte yapalım bidaha olmasın, ona göre anlaşalım:)
1-1 BUGÜNE KADAR YAŞADIĞINIZ 3 ŞEHİR:

-Artvin
-Bursa
-İzmit

1-2 TATİL İÇİN GİTTİĞİNİZ VE ÖNERECEĞİNİZ 3 ŞEHİR:

Benim gibi birine ve yaşadığım yere göre sorulması gereken en tehlikeli soru:)
Bundan belki dört beş sene önce bu soru sorulmuş olsaydı farklı yerler önerebilirdim.Ama şimdi köyüme gidip, balkonda oturmaktan, dinlenmekten, uyumaktan, gezmekten, güneşin doğuşunu, batışını seyretmekten, sabah uyandığımda babannemin hazırlamış olduğu güzel ekmek kokularını duymaktan, yaz yağmurunda ıslanmaktan, gece çıkan ışık veren böcekleri kovalayıp “ben daha çok yakaladım” demekten öte bir şey düşünmüyorum.Oraya bile gidememenin ezikliğini yaşarken başka tatil yerlerinde gözüm yok zaten.Rahat huzur ve sakinlik yeterli benim için.
Sizlere de tabiki bir Karadeniz turu önerebilirim:)
Şöyle Ordu’dan başlayın, hem en uzun tünelden geçmiş olursunuz(reklamlar:) ), bu arada tünel çok güzel olmuş, sonra Trabzon uzungöl, Rize ayder ve Artvin karagöl.
Daha ne istersiniz ki.Ha illada kalabalık olacak benim gideceğim yerler diyorsanız buyrun güle güle: )



1-3 YAŞAMAK İSTEDİĞİNİZ VEYA GÖRMEK İSTEDİĞİNİZ 3 ŞEHİR:

Yaşamak istediğim şehir hakkında öyle keskin düşüncelerim olmadı hiç.Allah nereyi nasip kısmet etmişse orada huzurlu bir şekilde yaşamayı düşünmüşümdür hep.Ama nereye gidersem gideyim doğup büyüdüğüm Artvin hep gözümde tütmüştür.

Görmek istediğim çok yer var aslında.
Doğuyu çok merak ediyordum, ( Diyarbakır, Mardin, urfa vs ).Gördüm oraları artık merak etmiyorum.
Batıyıda gördüm, oralarıda merak etmiyorum.
İç anadoluyu da gördüm oralarıda merak etmiyorum.
Kaldı güney.Orayı zaten merak etmiyorum:)
Karadenizde yaşıyorum zaten.
Yurt dışına çıkalım.
Ben aslında Fas ve Kudüs’ü çok görmek isterdim.Bir de Hindistan olabilir.Ordaki insanlar sokaklarda sürekli dansmı ediyorlar diye düşünmüyor değilim bazan:)



2-1 ŞU ANDAKİ MESLEĞİNİZ:

Nasıl derler benim gibileri için.Serbest meslek.Her işi yaparım abi de demem ama:)


2-2 YENİDEN DÜNYAYA GELSENİZ HANGİ MESLEĞİ SEÇERSİNİZ:

Aşçı olmak isterdim.Ya da psikolog.Ya da danışman.
Bu soru çok havada bir soru.Kimbilir belkide bişey olmak istemezdim, nerden bileyim:)
Ya da küçük çocuk edasıyla anne olmak isterdim işte :)


2-3 KESİNLİKLE YAPMAM DEDİĞİN MESLEK:

Veterinerlik.Asla yapamayacağım meslek.Hayvan seçme hakkım olsa belki ama sanmıyorum böyle hak olduğunu bende bu mesleği yapacak ufacık bir emare bile yoktur.



3-1 YAŞAM FELSEFENİZİ OLUŞTURAN SÖZLERDEN BİRİ:

oooo bir sürü hemde:)
Ama en önemlileri;

“ Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına asla yapma”

“Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin”

“Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner”

“her şeyde bir hayır vardır”

“kafana tokadan başka bişey takma” kayhanı gururla anıyoruz burda:)

3-2 ÇOK SEVDİĞİNİZ BİR KİTAPTAN ALINAN PARAGRAF VEYA BÖLÜM:

Martı Jonathan Livingston Yazar : Richard Bach
Çok güzel bir kitap okumayanlara tavsiye ederim.Kitap incecik bir günde bile okuyabilirsiniz ama içindekileri sindirmek günlerce sürebilir.
Aklımda tam bir alıntı olması yok ama bir yerlerden bulabilirim.Mr.Google sağolsun:)


“Uçmanın anlamını keşfetmeye çalışan ve bunun için bir martının uçuş sınırlarını aşmak isteyen bir martı Jonathan. Sanki betona çarpıyormuş gibi, rüzgâra ve denize çakılıp binlerce küçük martı parçası olmayı dahi göze alarak…Çoğu martı, sırf yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp tekrar geri dönebilmek için uçar. Bunun dışında bir şey öğrenmek için uçmazlar. Onlar için uçmanın tek anlamı karınlarını doyurabilmektir.Oysa Martı Jonathan için uçmanın anlamı bu değil. O tutkuyla seviyor uçmayı. “Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

“Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış!” dedi Martı Jonathan, Martı Fletch’e.
“O zaman uçmanın anlamını daha iyi öğreneceksin.”
“Sınır yok!” dedi martı Fletch gülümseyerek.
Sınır yok Jonathan! “

okumayanlar mutlaka okusun, sonra Süveyda iyki demişsin diyeceksiniz, görürsünüz, buraya yazıyorum: )

hımmm, bide şunu not almışım, hoşuma gitmiş demek ki;

“Elimi uzatabileceğim halde uzatmadığım için yüreği kundaklanan her insanın katili olarak beni hesaba çekecekler.Gel diyecekler, sen elinden tutsaydın bu insan şimdi ateşe mahkum olmayacaktı.Sen sorumluluğunu yerine getirseydin, kitap mahsun olmayacaktı.Bir benimle ne çıkar demeyeceksin.
Baharın haberini karın altında, kışa inat açan kardelenlerin verdiğini unutmayacaksınız.”
(Yürek fethi-Mustafa İslamoğlu.)

3-3 SEVDİĞİNİZ ŞİİRDEN BİR PARÇA:
Bu soru için sizi Rukalciğime yönlendirebilirim aslında..Şiirden anlayan ve benide anlamlandıran dostum.Şiir kültürümün çoğunu ona borçluyum ben.Sağol Rukalim: )

Ama bir örnek gerekirse Akif başkadır benim için,

“Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum?
Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
Adam aldırma da git, diyemem aldırırım
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.”

Ve bir de şu,

“Bir nefes dumana sığınmak,
Sevilmek sevmek varken
Al yüreğini yere fırlat
Böyledir ellerimde can verişi
Ellerimle büyüttüğüm
Düğüm düğüm çözdüğüm
Her dert, her ümit…
“Üstü kalsın sevdiceğim,
cankefisim çöktü”

diyemem ya…


TARİFLER VARMIŞ SIRADA,

Ben çok basit, çok pratik, sıradan ama bir o kadar güzel bir tarif vereceğim.Kahvaltı için süper oluyor.E tabi Karadeniz yöresinden bu da:)

2 yumurta, 2 su bardağı un, bir yemek kaşığı tuz ve 1 su bardağı suyu karıştırın, tavada sıvı yağ da ,( tereyağı olsa tabi daha güzel olur) kaşık kaşık koyarak önlü arkalı kızartın.Sonrada afiyetle yiyin.Yerken beni hatırlayın.Tabi yaparsanız:)

Diğer tarifler için bir zamanlar yemek bloğu rüzgarına kapıldığım bloğuma havale ediyorum sizi.Herşey bildiğimiz gibi işte.Değişik bişey biliyorsanız söyleyinde yapalım.

Ohh be, bitti.Kaç defa diyeceğim beni sobelemeyin diye:)İnş bu son olur.Kendimi sorgu koltuğunda hissediyorum.Bir başkasını anlatmak olsa kolay ama insanın kendini anlatması zor.Bu zaten benim zayıf noktam:)Bu oyunu küçükkende sevmezdim.Arkamdan birinin koştuğunu düşününce nefesim kesilirdi.Kızlar gelin çizgi oynayalım:)Ben de birini sobeleyip kimsenin canını yakmak istemiyorum:)
Kalın böyle sağlıcakla…

Labels:

posted by suveyda @ Permalink ¤10:34 AM  
6 Comments:
  • At 5:14 PM, Anonymous mehmetabi said…

    Eee Suveyda Hanım tüm sırlarını ifşa ettin ne olacak şimdi:-)
    Şimdi dersin olsun biz bizeyiz yabancı kimse yok nasılsa aramızda
    Bence de öyle...

    Az önce uğradığım bazı bloglara çok güzel ve sevdiğim bir şiir bıraktım
    Gerçi okumuşsundur belki ama yine olsun

    ANADOLU GERÇEĞİ

    Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla
    Duydun mu çıplak toprağın, çıplak insanın yasını
    Ağlayan kadınlarla, ihtiyarlarla
    Yaşadın mı bir yağmur duasını
    Bozbulanık ırmaklarda çimdin mi
    Kulak verdin mi yürekten kavala, saza
    Bir ipek seccade üstünde gibi, huzurla
    Durdun mu toprakta namaza ?

    Bilir misin köylerde akşam olunca
    Çekilir el ayak ortalıktan...
    Bir hüzünlü ay doğar karanlığa sapsarı.
    Başlar bir ağıt gibi sulardan, kapılardan
    Kurbağa feryatları, köpek ulumaları...

    Geceleri süt kokan, gübre kokan evleri
    Topraktır hep damları, duvarı kerpiç...
    Seferberlik yıllarını dinlerken ürpererek
    Tandır başlarında uyudun mu hiç?

    Kış günleri trenlerle geçtin mi uzak köylerden
    Gördün mü dehşetini, tipinin karın...
    Çektin mi hiç acısını istasyonlarda
    Tandır ekmeği satan, yumurta satan
    Yarı çıplak çocukların...

    Kılığın kıyafetin sarmadı beni
    Söylediğin türküler bizim türkümüz değil
    Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını
    Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden
    Bulutlar rahmetini kesmeden yavaş yavaş
    İnsanlar selâmını esirgemeden
    Savuş git içimizden...

    Yavuz Bülent BAKİLER

     
  • At 10:17 PM, Blogger kayhanovic said…

    bıraklım sobeyi körebe oynayalım
    modası eskidi ama:P
    bu arada secereni öğrenmiş olduk

     
  • At 8:58 AM, Blogger suveyda said…

    aman bunlarda sırmı mehmet bey:)
    hı hı bizbizeyiz ne olacak, çok derinede inmedim zaten bilgilerde.

    bu arada Yavuz Bülent Bakiler benim en sevdiğim şairlerden.Şairden öte fikirleri, ifade etmesi, topluma birşeyler verme ve kazandırma noktasında önemli insanlardan biri bence.onunda değeri biliyonmiyor ya onada neyse.
    şiir içinde teşekkürler.






    kayhan,
    sen gözlerine bağlarsan ben oynarım, ben hiç sevmem bağlamayı:)
    tam körebelik resim gibi duruyon ama bağlanılacak yer haricinde her tarafın bağlı.kayhan beni bulamaz kayhan beni bulamaz:)
    şecerem mi? amannnn sende:)

     
  • At 10:36 PM, Blogger RAINBOWALKER said…

    gecenlerde Artvin karagöl olayını epey bir konustuk... Cok güzel anlattılar bana ve bir kez de tv de denk geldim... Kısmetse bu yaz Artvin'e gittigimde orayı da görecegim...

     
  • At 10:41 PM, Blogger suveyda said…

    rainbowalker, hoşgeldiniz.
    şimdi burda olduğu için demiş gibi olmayayım ama yiğidin hakkı yiğide hakikaten güzeldir.
    eski bloğumda bayağı resimleri vardı.
    hem şair ne demiş, "artvini görmeden ölme"
    Allah uuzn ömürler versin tabiki.
    bide burda gökkuşağı farklı doğar diye havamıda atayım:)

     
  • At 2:08 AM, Anonymous Lisbet said…

    Thanks for writing this.

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1