Sunday, March 18, 2007
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Kaç güneş Çanakkale için doğup battı, kaç gece ay Çanakkale’ye gülümsedi, yol oldu, iz oldu.Yıldızlar kaç defa umut oldu, kavuşma oldu?

Mehmed’in yüzü inadına güldü, gökteki yıldıza inat, doğan güneşe inat kalbi sıcacık, çıkan aya inat yüreği apaydınlık.

Kimler geçmedi ki Çanakkale’den.Kimler can vermedi ki seve seve, hiç düşünmeden, bir anlık bile pişmanlık duymadan, göğsünü gere gere, yüreğini bu vatan topraklarına sere sere kaç kişi kendini feda etmedi ki?

Oğul
“anne beni dönmeyecek say, anne ben gidiyorum düşmana karşı” der.Anası, “oğul ben seni vatana kurban ettim “ diye el sallar arkasından.Geriye bir damla ne gözyaşı düşer, ne bir ah, ne de feryat figan. Yavuklusuna sarılıp “belki dönmem sevdiğim, belki bir daha bu gül yüzünü göremem, sana sarılamam, çocuklarımı bir daha göremem, bu belki son sarılışımdır, ağlama arkamdan gülüm ” diye ayrılan kollar şimdi silah tutmak için vatana sarılmıştı.

Tarife gelmez, anlatmaya dil, dinlemeye yürek dayanmaz neler yaşanmadı ki kafaların, kolların uçuştuğu bu meydanda, bu aşk pazarında.

Arabaya lastik almak için, İstanbul’a geldiğinde gereken parayı ve desteği alamayan Mehmed’in, bir gece oturup bir kağıt parçasına sabaha kadar para şeklini işleyip o tarihe altın harflerle yazılacak sözü yazması , hangi teraziye konulup, hangi sözle tartılabilir ki?
“Bedeli Çanakkale’ de altın olarak tesviye olunacaktır” Altın dediği, Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha değerli kanıydı.Bedeli Çanakkale’de Mehmedin kanıyla ödenecekti.


Ağır kurşun yaraları alan, son nefesini vermeye hazırlanan her asker, arkasında ağlayana “ağlama” derdi.”Niçin böyle ağlarsın, yüreğimi dağlarsın” derdi.Çünkü arzuladıkları bu yolda ölmektir onların, bir de geriye bıraktıkları birkaç cümlelik vasiyetleri vardı; “anamın elini öp, emzirdiği sütü bana helal etsin”.Baş kıbleye döndürülür, en son yanındaki arkadaşının şahit olacağı son bir gülüşle şehadetlerle ruhunu teslim eden Mehmedler onlar.Çünkü anaları onları “minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme” diye uğurlamıştı.Ciğerpareleri son evlatları da olsa, bir an bile düşünmeden cepheye kendileri giydirip göndermişlerdir.O analar ki, eli öpülesi, baş üstünde taşınılası analardır.

Bir silahla iki kişinin savaştığı, bir kol kopunca, ayak kesilince diğerinin el olduğu ayak olduğu savaştı bu.Analar önce Allah’a sonra birbirlerine emanet etmişlerdi onları.Yürek yüreğe, koyun koyuna bir savaştı bu, ellerin, ayakların havada uçuştuğu can pazarıydı.Mataralarda su yerine kan dolduğu, Çanakkale’nin oluk oluk kan aktığı bir savaş.

Fransız, İngiliz generallerinin hayran kaldığı, ülkelerine dönünce iftiharla, gözyaşlarıyla anlattıkları bir savaştı bu.Ömür boyunca unutmadıkları anlar yaşadıkları bir zaman dilimiydi.Türkler onca zarara uğrarken, Mehmedin yüreği dayanamazdı gene bir fransızın sızısına.Öldürmek istediği fransız askerine bile yardım eden türk askeri şu ölümsüz cevabı verir:
"Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı.Birşeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı.Benim ise kimsem yok.İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün". Oysa Türk askerinin yarası , sızısı yok muydu? Fransız askerinden daha fazla hemde.Bir şey vardı, her şey den öte bir şey, yüreği vardı Mehmedin, yüreğine bile sığdıramadığı engin denizler, okyanuslar kadar büyük yüreği.Ölmek ti aslolan fakat asil bir şekilde ölmek, imanla, ölürken bile düşman dahi olsa yanındakini düşünerek ölmek.

Edincikli Mehmet içinden etler sarkmış halde, kolumu kes diye yalvarır komutanına
.”Allah aşkına kes şu kolumu, Allah rızası için” diye yalvarır bütün sesiyle.Bıçak kola değince bir gık sesi bile çıkmaz Mehmedden.”Bu kol vatana feda olsun” diyen bir vatan aşığı koşarak uzaklaşmıştır çoktan, kolu kendisinden önce cennete ulaşmıştır, kendisi vatanın topraklarında yürürken Hakka koşmuştur.Bütün acılar, özlemler, hasret, aşk ve duyup duyabileceği bütün duygular dinmiştir artık, aşkların en güzeline kavuşmuştur.Ateşler içinde yanarken, gül bahçesine dönmüştür yüreği İbrahim (as) misali.İbrahim’in balıkları koşmuştur savaşa, bir el tutabilmek umuduyla, bir saf belirlemek aşkıyla.

Hasan’ın , Hüseyin’in, Ahmet’in savaş umurunda mı? Türkü tutturarak giderler onlar, düğüne gider gibi giderler.
"Pınar baştan bulanır/İner dağı dolanır/Al başımdan sevdayı/Buna can mı dayanır./Rinna, rinna yarim/Rinna, rinna".Sevdiklerine şiirler yazarlardı onlar, türküler söylerlerdi yangının orta yerinde.Bir kıvılcım bile yakmazken, “ah yandım” bile demeden gülümseyerek geçerlerdi ateşin ortasından.İngiliz amiraller “hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul’dayız” diye mesajlar çekerken onlar duruyorlardı önlerine.”Ancak rüyanda görürsün, ey ingiliz” dercesine gövdelerini, yüreklerini koyuyorlardı can pazarına.Onlar komutanlarından bir türkü daha öğrenmişlerdi: “Çanakkale, Çanakkale / Geliyor düşman hergele / Ölmek varsa da yok kaçmak / Geçilmez bu Çelikkake”

Bir yiğit düşerken vatanın toprağına, bir yiğit daha düşüyor, bir yiğit daha.Düşerken, anam demiyor, yarim demiyor,
“vatanım” diyor.
Bir kurşun alıyor vücuduna, bir daha şahlanıyor köyünde baktığı gözünden sakındığı atı gibi, bir kurşun daha alıyor, bir nefret daha doluyor yüreğine vatanı için düşmanına.Bir bomba patlıyor göğsünde, bir anasının yüreğinde, bir de yarinin yüreciğinde.

Ateşin üstünde yalın ayakla, günlerce yemek adına yenen sadece bir tas hoşafla, ayağına batan dikenlerle, taşlarla düşman üstüne her mermi değişinde bir şehit düşüyor, kanın kırmızılığına.Bir yiğit düşüyor, bin Seyit Onbaşı kalkıyor, omzunda ikiyüzelli kiloluk mermiyle.Alın benden diye, düşman saflarına gönderiyor, unutamayacakları bir hatıra olarak.

Semadan melekler bakıyor şehitlere, kıskanarak, yüzlerindeki tebessüme hayran kalarak.Bir gülücükle giriyorlar mezarsız, mekansız topraklara, koyun koyuna, sarılarak.


Analar kınalar yakıyorlardı oğullarına,
“vatana, millete kurban olsun” diye.Yiğitler adım adım kurban oluyorlardı.Etten duvar oluyorlardı düşmana.Yaşanan manzaralar bir film sahnesine kafa tutarcasına gerçekten de öteydi.Aklın, hayalin almayacağı sahneleri sergileyen baş kahramanlardı onlar.

Şimdi kelimelerin tükendiği, dillerin sus pus olduğu andır.Kalemlerin bunları yazamaz olduğu, akıllarımızın almadığı zamanlardır.Ne kadar şükretsek, ne kadar dua etsek, ne kadar ellerimizi açsak hep bir şeyin eksik kalacağı satırlardır bunlar.Yoklukla, yoksullukla, bileğindeki güçle, yüreklerdeki imanla kazanılan bir zaferin, yaşanılan bir destanın hayretlere düşüldüğü, şaşkınlıkların yaşandığı, aklın fikrin ötesindeki bir algılamadır bu.Elimize bir diken batsa feryatlar ettiğimiz bizlerin anlamakta güçlük çekeceği, sadece ve sadece gözyaşlarımızın eşlik edeceği rahmet pınarlarıdır.

Onların umutları, onların hayalleri yok muydu?Onlar gezip eğlenmek, güzel yaşamak, güzel giyinmek, gününü gün etmek istemezler miydi?.Daha hayatlarının baharlarında onları cepheye sürükleyen, savaşlara koşturan aşk neydi?İki sene üst üste üniversiteler mezun veremedi.Bir nesil Çanakkale’de yatıyor.Kimin için, ne için?Bizler için.Biz daha iyi şartlarda yaşayalım diye, torunlarımız gün yüzü görsün diye, düşmanın eli neslime değmesin diye.Şimdi bizim de durup düşünme vaktidir.Şimdi Çanakkale olan bizim yüreklerimiz , düşüncelerimizdir.Nasıl ki 1915’de geçilmedi bu Çanakkale, bu günde, yarın da geçilmemelidir.Bir “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” gençliği olmalıyız, bir gençlik yetiştirmeliyiz ki “Asım’ın nesli” gurur duysun bizimle.


Allah Çanakkale destanını yazdıranlardan, o yiğitlerden razı olsun.Binlerce fatihalar gitsin ruhlarına.Bizlere, o amansız şartlar altında böylesine cennet vatanı bıraktıkları için, düşmana burayı dar ettikleri için, eğer şu anda huzur içinde nefes alabiliyorsak, yazı yazabiliyorsak, yaşayabiliyorsak ne kadar şükretsek azdır.Anlattıkça kelimeler yazılmaya utanıyor sizleri şehidlerim, hakkını verememekten korkuyor, yaptıklarınızı anlatmaya dil çare olamıyor, yetmiyor susuyor ve susuyor, utanarak susuyor.

Yasinler, Fatihalar gelsin ruhlarınıza, Çanakkale gibi aksın…

Labels:

posted by suveyda @ Permalink ¤11:55 AM  
8 Comments:
  • At 12:27 PM, Anonymous sümeyye said…

    suveyda abla çok güzel olmuş herzamanki gibi Allah onlardan razı olsun
    İnşallah bir gün çanakkaleye beraber gideriz

     
  • At 6:19 PM, Blogger Aşk-ı Beka said…

    Allah razı olsun canım benim, ne güzel bir yad etme olmuş..
    Fatihalar yasinler, ve hatta bugünlerde hatimler gönderiliyor Çanakkale Şehitlerine ne mutlu..Rabbim kabul etsin hepsini
    sevgilerle !

     
  • At 8:53 PM, Anonymous Uzlet said…

    Mekanları cennet olsun..

     
  • At 9:49 PM, Blogger suveyda said…

    sümeyye,
    gideriz inş sümeyyecim, gideriz tabiki.ama gitmeden ruhlarımız onların kokusunu almayı, onları anlamayı, onların hissettiklerini hissetmeyi öğrensin değil mi?



    aşk-i beka,
    amin inş aşk-i bekacım.
    ama yettiğini zannetmiyorum.
    daha fazla bilinçlenmemiz gerektiğini düşünüyorum.daha fazla anlatılmalı, daha fazla şuurlanmalı, bilmeli, bilmeli, bilmeli...



    uzlet,
    amin inş uzlet.
    hoşgeldin bu arada.
    gene beklenmek umuduyla...

     
  • At 1:48 AM, Anonymous kayhanovic said…

    Allah onlardan razı olsun
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...

     
  • At 9:30 AM, Blogger suveyda said…

    kayhan,
    amin inş kayhan.
    binlerce defa hemde.

     
  • At 1:05 PM, Blogger hilal said…

    Hala Çanakkalenin geçilmez olduğunu mu düşünüyoruz? Belki de farklı yollardan geçtiler bile haberimiz yok, öyle değil mi? Dilerim Allah'tan en kısa zamanda uyanırız milletçe.

     
  • At 10:11 AM, Blogger suveyda said…

    ben hala düşünüyorum hilalcim.
    bu kadar umutsuz olmamak lazım diye düşünüyorum.
    evet belki vaziyet iyi göstermeyebilir fakat düzelecek inş.
    çanakkale geçilirkende kolay geçilmedi, şimdi de kolay olmayacak, ama olacak inş.

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1