Monday, July 16, 2007
HOŞGELDİN, İYİ Kİ GELDİN
Üç aylar geldi sonunda.Safa geldi hoş geldi, hoşluklar, güzellikler getirdi.Bu aylara yetiştiren Rabbime şükürler olsun.Ne güzel feyzinden, bereketinden, güzelliğinden ve daha sayamayacağım kadar fazlasıyla nimetinden faydalanabileceğiz.

Üç aylar denince aklıma yol geliyor.Evet yanlış okumadınız bildiğimiz yol işte.Ama bu farklı biraz.Hani sürekli engebeli bir yolda gidersiniz, sürekli sarsıntı halinde yolculuk edersiniz, ya kolunuz cama çarpar, ya başınızı vurursunuz, ya ani bir frenle durmak zorunda kalır, koltuğa yapışırsınız ve daha beterlerini de yaşarsınız ve o an , işte o an bu yol biter ve sıfır asfalta çıkarsınız ya bu anlatılmaz bir duygudur sizin için.Ne bir sarsıntı kalmıştır, ne bir tarafa savrulma, oturduğunuz yerde kıpırdamadan rahatlıkla oturur yolculuğunuza devam edersiniz.Köy yolunda yolculuk edip şehir yoluna girince yaşanan o hissi bilen bilir.İşte anlattığım gibi bende üç aylara girince kendimi böyle hissederim.Şükürler olsun asfalta yetiştik.Allah inş daha güzel yolları, Ramazan’ı da görmeyi nasip etsin inş.

İnsan bu duygusal iklimlerde çok farklı duygular yaşar.Bazan bunları ifade edebilecek kelimeler bulur, bazan ise tarifsizdir duygular.Bu anlamsızlıktan değil, aksine fazlasıyla anlam yüklü olmasından kaynaklanır.Dile döküldüğü zaman, kalem harfe değdiği zaman o büyüsünü kaybedeceği hissi uyanır nedense.Dilimizin Elif’e değdiği an, yüreğimizin şın olduğu, sad olduğu, ayn vurduğu, lamelif çaldığı anlar bambaşkadır oysa.Bunu izah etse etse ancak yüreğimiz edebilir.Başka hiçbir kelimenin söylemesine, hiçbir kalemin dokunmasına gücü yetmez ağırlığını kaldırmaya.Taşıyamayacağı yükü kuluna vermeyen Rabbim, bütün kelimelerin ve yazan dillerin aşkına bu ağırlığı vermez hiçbir yüreğe.

Şimdi kalbimize o Nur’u indiren Rabbime hiç bıkmadan, usanmadan, tekrar etmekten yorulmadan, söyledikçe söylemeye daha fazla değer bularak, her defasında binlerce anlam katarak Şükürler olsun Rabbim Sana.

Bana, bunu hisseden herkese bu duyguyu tattırdığın için şükürler olsun Rabbim.

Yemek yemeyi anlamlı kıldığın için, “açın halinden ancak aç olan anlar” sözünü sırrına vardırdığın için, yediğim her lokmanın sadece midemi değil, beynimi ve dahi kalbimi de doyurduğunu bildiğim için şükürler olsun Rabbim.

Kalplerimize huzur, hanelerimize sakinlik ve melekler gönderdiğin için, secdelerde ve dahi her boyun eğişimizde “Allah” diye dilimiz, kalbimiz zikrettikçe bize böyle bir dil ve kalp verdiğin için şükürler olsun Rabbim.

Biz unutkanız, unuturuz, ama Sen unutmazsın, biz ihmal ederiz ama Sen etmezsin, biz düşünmeyiz ama Sen yine bizi düşünürsün ve nihayetinde kalbimize düşen bütün karalıklara, bütün kirliliklere rağmen bütün karanlıklara nispet kalbimizin süveydasına tekrar Seni düşürdüğün için ve tekrar Seni hatırlattığın için bize unuttuklarımızı hatırlamak için verdiğin hafıza için şükürler olsun Rabbim.

Biz bir adım gelsek, bize on adım gelecek olan Rabbim, adımlarımızı sıklaştır, kalplerimizi ısıt, Sana yakın olmayı, Sana koşmayı , kalbimizde doya doya Seni taşımayı nasip et.
Halis niyetlerimiz olsun ve illa çıkacaksa bir yere yolumuz Sana çıksın.
Açtığımız her kapı Seninle olsun ve yüzümüze kapanan her kapı Senin aydınlığınla, başka kapılar açılmaya vesile olsun.
Dualarımız olsun.
Gece yarılarında, ağlamaklı dualarımız…
Yalvararak gelelim huzuruna, kalbimizden dökülen kelimelere gözyaşlarımız eşlik etsin.
Eksik olmasın dilimizde şükürlerimiz.
Sabrımız olsun, Eyyub sabrı olmasa da , sabrımız olsun.

Ve hoş geldin üç aylar.
Güle güle diyemeyecek kadar hoş geldin hanelerimize ve kalplerimize.
Ve hoş geldin , gerçekten çok hoş oldu gelmen.
İyki geldin.
Seni beklediğimizin farkında bile değildik.
Getirdiğin bütün güzelliklerle geldiğin için, bizlere geldiğin için, bizi buna layık gördüğün için şükürler olsun Rabbime dilimin döndüğü tekrarlarca.
Diyorum ya, iyiki geldin.
İyi ki geldin…

Hayırlarla geçer inş…

Labels:

posted by suveyda @ Permalink ¤10:23 AM  
8 Comments:
  • At 3:22 PM, Anonymous mehmetabi said…

    Namaz ve Önemi
    Mübarek üç ayların başlangıcı sebebiyle namaz konusuna dikkat çekmek istiyorum.
    Bazen bizler de dahil olmak üzere
    Kimi müslümanlar, namaz kılmamalarına bahane olarak "Çalışıyoruz ya, çalışmak da bir ibadettir ayrıca çoluk çocuğumuzun rızkını kazanıyoruz” diyoruz.
    Şu bahanemizde bir mantık varmı?
    Bir bakalım:
    Her şeyden önce “ibadet” kelimesi, dinî bir kavram.
    Bir söz veya fiile “ibadet” diyebilmemiz için onun Allah ve Resulü ASM tarafından emredilmesi gerekir.
    Kur’an’ın neresinde, “Namaza gerek yok, çalışmanız da ibadettir” diyor?
    Hangi hadis kitabında, “Çalışırken namaz kılmayın, o da bir ibadettir” diyor?
    Yok böyle bir şey...
    Namazı emreden Rabbimiz, bizim çalışacağımızı bilmiyor muydu?
    Evet, çalışmak ibadettir.
    Sadece çalışmak değil, yaptığımız her mübah iş, ibadet olabilir.
    Ama bir şartla:
    Önce namaz kılınacak...
    Sonra güzel bir niyetle:
    “Asıl mal sahibi Rabbimdir. Rızkımızı O veriyor.
    Ancak bu rızkı kazanmak için bizim çalışmamızı emrediyor.
    Biz de Onun emri ve rızası dairesinde, helâl bir surette rızkımızı kazanmaya çalışıyoruz” diyecek, bu niyetle çalışacaksın.
    İşte bu niyet ve eda edilen beş vakit namazla birlikte diğer her yaptığımız meşru ve mübah davranışlarımız ibadet olabilir.
    Ama namaz kılmadan, mübah işlerimiz ibadet olmaz.
    Hem ibadet olsa bile, bir ibadet bir başka ibadete bahane ve engel olamaz.
    Söz gelişi, “Namaz kılamam, oruç tutuyorum veya zekat veriyorum” demek, yanlıştır, çelişkidir.
    Çünkü, namazı da, orucu da emreden aynı zattır. Hiçbir ibadet bir başka ibadete engel değildir.
    Her birinin yeri ve zamanı ayrıdır.
    Namaz kılmamanın en büyük sebebi, önemini bilmemektir
    Namazın ne büyük bir ehemmiyet ve kıymet taşıdığını bilmeyen nice Müslüman, “İşin var, sonra kılarsın”, “Neyse sonra kaza edersin” gibi cümleler kullanırlar.
    Oysa namaz o kadar önemlidir ki, insanın yaratılış sebebinin en büyüğü budur.
    Düşünün bir kere: Rabbimiz Kur’an’da meâlen, “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım” buyuruyor. (Zâriyât Sûresi: 56)
    Daha ötesi var mı?
    Hem Rabbimiz, hem Peygamberimiz (ASM) en büyük ibadetin namaz olduğunu belirtiyorlar.
    Bu kadar açık gerçek ortada iken farklı bir şey düşünmek mümkün mü?
    Bizim ve her şeyin yaratıcısı, bizi dirilten ve öldüren, ahirette bizi hesaba çekerek sonsuz bir mükâfat veya azap verecek olan Allah, çok açık ve net bir şekilde, bizi ibadet ve namaz için yarattığını buyuruyor, ısrarla namazı emrediyor.
    Bizim farklı bahanelerle namazı terk etmemiz, kendi kendimizi aldatmak ve başımızı kuma sokmak olmuyor mu?
    Evet, içinde bulunduğumuz gafletten uyanalım.
    Namazı vaktinde, hiç kaçırmadan,mümkünse ezan okunur okunmaz vaktinde dosdoğru ve hakkını vererek kılalım.
    Zira namaz dinin direğidir.

    Ayrıca kimi insanlar, “Niçin namaz kılmıyorsun?” dendiğinde,
    “Zamanım yok” gibi kargaları güldüren bir bahane uydururlar.
    Şu saçmalığa bakın: Her şeye zaman var, ama yaratılış gayemiz olan namaz kılmak için zaman yok.
    Kim inanır buna?
    Çünkü, namaz kılmayı istedikten sonra zaman bulamamak gibi bir problem olamaz.
    Hem söyler misiniz, zaman dediğimiz şeyi yaratan, bizim emrimize veren Allah değil mi? Allah bizi yaratıp, her şeyi emrimize veriyor, namazı emrediyor ve biz kalkıp diyoruz ki, “Ya Rabbi, kılacağım, ama zamanım yok.”
    Ne kadar tuhaf değil mi?
    Rabbimiz bize koskoca bir ömür bağışlamış.
    Günde 24 saatten birini namaza vermemizi istiyor. O kadar şefkatli ve merhametli ki, 24 saatimizi ibâdetle geçirsek, Onu hakkıyla takdir etmiş olamayacağımız belli olduğu halde, O bizden bir saat istiyor.
    Acaba kudretli bir zat size 24 altın bağışlasa, sonra onun birini isteyip, “Eğer bunu verirsen bir müddet sonra sana bir çuval altın vereceğim.
    Vermezsen hapse attıracağım” dese, bu teklifi reddeder miyiz?
    Asla!
    Peki namaza nasıl sırt çevirebiliriz
    Aslında namaz ve namazla ilgili hazırlıkların unutulması aklın alacağı bir şey değil.
    Bu bakımdan yatmadan önce yapılacak en önemli şey, sabah namazına kalkmak için saatimizi kurmaktır.
    Ne var ki, bazı kimseler saati kurmayı unuturlar.
    Bazı insanlar ise, normalde beş vakit namazlarını kıldıkları halde, günlük meşgalelere dalar, bazı vakitleri kılmayı unuturlar.
    Namaz kılmayı unutmak, kabul edilecek bir şey değildir.
    Çünkü, unutmak önem vermemektir.
    Her şeyin Hàlikı, her şeyin Sahibi, kâinâtın Sultanı, kulunu huzuruna çağıracak ve kul da
    unutacak.
    Olacak şey değil.
    Oysa insanların yaptıkları dâvetleri düşünelim.
    Bir dostumuz, bir akrabamız bizi bir yemeğe veya iftara dâvet ettiğinde unutuyor muyuz?
    Hele bir de bir bakan, bir başbakan bizi dâvet etse unutur muyuz?
    Mümkün değil.
    Günleri iple çeker, dâvet gününü heyecanla bekleriz.
    Üstelik bizi huzuruna çağıran Yüce Rabbimiz bize her an verdiği nîmetlerle Kendisini hatırlatıyor.
    Yediğimiz rızıklar, içtiğimiz su, soluduğumuz hava bin bir dille Allah’ı hatırlatıyor.
    Bütün varlıklar vazifelerini eksiksiz ifâ ederek, bize fıtrat vazifemizi hatırlatıyor.
    Hal böyle iken namaz nasıl unutulur?
    Bir kul ki, sultanı onu huzuruna çağırıyor ve o bu çağrıyı unutuyor.
    Olacak şey değil.
    Namaz, Rabbimizle görüşmemiz, boynumuzu büküp yalvarmamız, derdimizi döküp medet istememiz.
    Sonsuz ihtiyaç içindeki bir kul, nasıl olur da şiddetle ihtiyacı olan yardımı istemeyi unutur?

    Rabbim hakkıyla tüm ibadetlerimizi eda etmeyi hepimize nasip eylesin
    Bu vesileyle Üç aylarınızı tebrik eder milletimize ve tüm islam alemine hayırlar getirmesini Cenabı Haktan niyaz ederim

    Muhabbet dolu kalbi selamlar

     
  • At 8:12 AM, Anonymous hilal said…

    esnafların bir sözü var ablacım;
    gün olur ayı besler;
    ay olur yılı besler;
    üç aylarınızın tüm ömrünüzü beslemesi dileği ile;
    bu arada hilal nikimle banada dua edermisiniz:)

     
  • At 8:50 AM, Blogger Gönül Pınarı said…

    ÜÇ AYLARIN NURLU KANDİLLERİNİ
    GÖNÜL FANUSUNA KOYDUM DA GELDİM
    KUR'AN BAHÇESİNİN SÜNBÜLLERİNİ
    KOKLADIM, RUHUMA YAYDIM DA GELDİM

    Bizi bu günlere kavuşturan Rabbime şükürler olsun. Rahmet, mağfiret ve bereket aylarından hakkıyla istifade etmeyi nasip etsin.
    Hani bazı mağazalarda reklamlar vardır. "FIRSAT GÜNLERİ" diye yazarlar. Fırsat dedikleri ise, bazı ürünlerde ufak indirimler yapmaktır. Manevi ihtiyaçlarımız için de işte gerçek fırsat güneleri gelmiştir. "Bir alana iki bedava" diyen mağazalara hücum edenler, " bir alana bin bedava" diyen bu bereket günlerinden istifade etmezlerse, akılsızlık etmiş olmazlar mı?
    Herkesin üç aylarını ve kandillerini tebrik ediyor, bu güzel günelerden en güzel şekilde istifade edenlerden olmamızı Rabbimden nizay ediyorum.

     
  • At 5:33 PM, Blogger suveyda said…

    mehmet bey,
    mehmet bey namazın önemini o kadar güzel anlatmışsınız ki ancak bu kadar olur yani.
    bahanelerimiz sayısızca, herşeye kılıf uydurulduğu gibi bunada kılıf uyduruluyor.herşeye bir bahanemiz var.namaza ise sayısızca.inş anlayanlardan ve idrak edenler oluruz.ve bu anlayışımız, sürekli bir şekilde olur.
    üstelik bize namaz kılmamız değil, her zaman namazı dosdoğru kılmamız emredilir.o bir hareket sisteminden çok daha fazlasını içeriyor.sadece namaz kılanlardan değil, namazı huşu içinde kılanlardan oluruz.
    kaza de mi?hep kazaya bırakın derler.neden se bizim bir kazaya uğrayacağımız aklımıza bile gelmez.
    Allah yardımcımız olsun.paylaştığınız için teşekkürler...





    hilal,
    hilalcim hiç duymamıştım bu sözü.ama güzelmiş.sağol bişey daha öğrendim sayende:)
    inş hilalcim.dularımızla varız inş.






    gönül pınarı,
    şiir için teşekkürler.
    yine yapmışsınız yapacağınızı:)
    sizinkide çok hoş ve yerinde bir benzetme olmuş.
    fırsat günleri hakkaten.inş bizde faydalananlardan oluruz.
    Allah razı olsun güzel dilekleriniz için.bilmukabele inş.

     
  • At 10:59 PM, Blogger aydünya said…

    slm :p
    dayanamadım ya...

     
  • At 10:07 AM, Anonymous Anonymous said…

    dediğin gibi suveyda...hoş geldin!..hoşluklarla geldin üç aylar!..bu fırsatları idrak edenlerden oluruz inşaALLAH..

    Rabbim, üç ayların yüzü hürmetine
    hepimizi, rahmet ve merhamet deryasında bir damla da olsa nasiplenmeyi hak eden kullarından eylesin!..

    dualarla inşaALLAH..

    ruz-i ceza

     
  • At 11:42 AM, Anonymous mehmetabi said…

    Hayırlı Sabahlar Suveyda Hanım Kardeşim
    Namazlarımızı dosdoğru ve huşu içinde eda edebilmek;
    En güzel bir nimet ve en büyük bir ikram…
    Ne mutlu böyle ibadet edenlere ve bu duyguyu taşıyabilenlere…

    Geziden Damlacıklar

    Fahri hemşerisi olduğum Artvin’i geçen hafta ziyaret ettim
    Artvine giderken Diyarbakır, Bingöl, Erzurum’ a uğradım
    Şimdilik sadece Artvinden bahsedeceğim
    Suveydanın Cennet mekanından
    Yediklerimi değil de gördüklerimin çok azını anlatayım da…
    Hayırdır sevaptır görmeyenler de istifade etsin bari 

    Rabbim ne güzel yaratmışsın bu şirin Vatanımı
    Her birisi birbirinden şirin yerler iller beldeler
    Erzurum Artvin arasındaki derin vadiler
    Çoruh nehrine akan çaylar ve dereler
    Yemyeşil dağlar meyve dolu ağaçlar
    Tortum gölü ve hele gökkuşağı oluşan büyük şelalesi
    Gerçekten muazzam
    Tefekkür edilecek manzara
    Fesubhanellah…Allah’ u Ekber…
    Yusufeli baraj gölü altında kalacak şipşirin bir ilçe
    Derin vadiler dağ etekleri ve upuzun nehir kenarında ki uzun bir yolculuktan sonra Artvindeyiz

    Çılgın Çoruh nehrine işletmede olan Muratlı ve Borçka Barajı yapılmış.
    Ayrıca çok zor şartlar altında yapılan ve bitince büyük bir enerji üretecek olan
    Deriner Barajı hemen Artvin in yanı başında inşa edilmektedir
    Çoruh nehrine böylece 3. altın bilezik vurulmuş oluyor
    Diğer barajlara ise ileride başlanacak
    Harika eserler yapan ve yaptıranlara teşekkürler

    Artvin’de Kafkasör parkı,
    Borçka ve Şavşat Karagölleri birer doğal sanat harikası
    Hele Şavşat Ardahan arasında kalan bulutlar arsında yüksek yaylalar ve yayla evleri
    Dağlar yemyeşil ve yeşilin tüm tonlarına bezenmiş
    Çam ve meyve ağaçları ve daha niceleri
    Derin vadiler çevre dağlarla kaplı tertemiz hava doğal yiyecekler
    Hele candan, içten samimi misafirperver insanları
    Çok sevdim ve hayran kaldım hemşerilerime…
    Suveyda Cennette yaşıyorsun ha bunu bilesin
    Ha sahi Suveyda sen Artvinin neresindensin
    Hangi güzel beldesindensin :-)

    Dönüş ise Artvinden Hopa ya ordan Sarp sınır kapısına ve sıfır ettik kilometreyi
    Sırasıyla Rize Trabzon Giresun Ordu Samsun Amasya Tokat Sivas Malatya….
    Her biri başka bir güzel olan karadenizin güzelim ilçeleri
    Göl ve yaylaları Eyder Yaylası, Uzungöl, Sümela Manastırı vs. vs.
    Gidiş harika oldu
    Dönüş ise muhteşem

    Havasına suyuna
    Taşına toprağına
    Deresine dağına
    Bin can kurban uğruna
    Bir başkadır memleketim
    Gerçekten bir başka güzel Memleketimiz
    81 ili de birbirinden güzel
    Güzellikleri ise detaylarda saklı
    İnsanlarında gizli
    Görmek,yaşamak, hissetmek hissedebilmek
    Bu ayrı güzellikleri
    Rabbime hamd olsun bize bunları verdiği için

    Herkese muhabbet dolu kalbi selamlar
    Şimdilik bu kadar, zaten anlatmakla bitmez
    Sayfalar da yetmez….
    Hele detaylar çok daha güzel…
    Tekrar ediyorum görüp yaşamak lazım…

     
  • At 12:20 PM, Blogger suveyda said…

    aydünya,
    a.s
    oh be sonunda:)
    sevindim bak, cidden sevindim.




    ruz-i ceza,
    amin inş.
    dularımız kabul olur inş.
    sağol canım güzel dilek ve duaların için.
    eksik olma emi:)






    mehmet bey,
    mehmet bey , o kadar güzel anlatmışsınız ki ben daha ne diyeyim ki, ne anlatayım ki:)
    ancak bu kadar anlatılabilirdi.
    beğenmenize sevindim açıkçası.
    önyargılardan uzak düşünceler ifade etmişsiniz.
    ne demiş şair,
    "karadenizi görmeden ölme,
    artvini görmeden ölme"
    daha nice gezmeler diliyorum size.
    tebdili mekanda ferahlık vardır demi...

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1