Tuesday, October 10, 2006
Yetersizdi(!) Oxford'a Hoca Oldu
Bölümünü birinci olarak bitirdi. Torpili olmadığı için araştırma görevliliği müracatı kabul edilmedi. Ama daha hocaya Oxford sahip çıktı. Dahi hoca süper bir proje geliştirdi...

Türk bilim adamları dünyanın her tarafında Türkiye'nin adını duyurmaya devam ediyor.
Bunlardan biri de Oxford Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ayhan Çelik. Dünyanın her yerinden başvuru yapan 69 öğretim üyesi arasından en yetkin isim olarak Oxford'a çağrılan Çelik, biyolojik sistemler yardımıyla ilaçları çevreye zarar vermeyecek şekilde sentezleyen bir proje geliştirdi. Doç. Dr. Çelik'in başarı hikayesi de oldukça ilginç.

1993 yılında KTÜ Kimya Öğretmenliği Bölümü'nü birincilikle bitiren Çelik, okuduğu üniversitede araştırma görevlisi olmak istemiş, ancak torpili olmadığı için bunu başaramamış.

Çelik, o dönem yaşadığı sıkıntıyı şöyle anlatıyor: "Bölüm birincisi olduğum için üniversiteye araştırma görevlisi olabileceğimi düşünüyordum. Benim yerime 4 yıllık bölümü 6 yılda bitiren birini aldılar. Onun torpili vardı, benim yoktu." Başarılı akademisyen Türkiye'deki sistemin kaliteli öğretim üyelerinin yetişmesine engel olduğunu söylüyor.

Kars'ın Kağızman ilçesine bağlı Çamışlı köyünde doğan Ayhan Çelik'in başarı hikayesi ibretlik olaylarla dolu. İlkokulu doğduğu köyde tamamlayan Çelik, Kötek nahiyesindeki ortaokula gidebilmek için her gün 30 kilometre yürüdüklerini ve zor şartlarda eğitim gördüklerini dile getiriyor. "Ortaokul birinci sınıfta zaman zaman kış günleri çok kar yağdığında nahiyede 1 odalı ev tutar 2 arkadaş bu evde kalırdık." diyerek anlatıyor zorlukları.

Okuduğu üniversiteye araştırma görevlisi olarak giremeyen Ayhan Çelik, daha sonra Kırşehir'de öğretmenliğe başlamış. Kısa süreli öğretmenliği sırasında yurtdışına öğretim üyesi yetiştirilmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı'nın sınav yaptığını duyunca, bu sınava girerek başarılı olmuş. Sınav sonrası İngiltere'ye gelen Çelik, Leeds Üniversitesi'nde yabancı dil eğitiminden sonra Hull Üniversitesi'nde 1 yıl gibi kısa sürede lisans üstü eğitimini tamamlamış. Daha sonra biyoorganik kimya alanında Leicester Üniversitesi'nde 3,5 yıl doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Çelik Edinburg Üniversitesi'nde 4 yıl araştırma görevlisi olarak çalışmış. Bu yıl dünyanın önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak kabul edilen Çelik kendisi için hazırlanan laboratuvarında bilimsel çalışmalar yapıyor. Başarılı öğretim üyesinin kendi alanında dünyanın en iyi bilimsel dergilerinde yayınlanmış onlarca makalesi bulunuyor. Ayhan Çelik, Türkiye'de son 15 yıl içinde güzel gelişmelerin yaşandığına ve ilerlemenin olduğuna da dikkat çekiyor.

Türkiye'de öğrenci yetiştirmek istiyorum
Tek hedefinin Türkiye'nin adının duyulması ve Türk bilimine katkı yapmak olduğunu ifade eden Doç. Dr. Çelik, "Oxford gibi üniversitelerde gerekli altyapıyı aldıktan sonra Türkiye'de araştırma laboratuvarı kurmak istiyorum. Buralardaki ilişkileri kullanarak Türk bilimine hizmet etmek ve öğrenci yetiştirmek istiyorum." diyor.

Üniversite sınavına hazırlanan veya üniversiteyi kazanamayan öğrencilere de tavsiyelerde bulunan Ayhan Çelik, "İnsanların ufkunun açılması çok önemli. Türkiye'de en büyük eksiklik insanlara rehberlik yapılmaması ve hedef gösterilmemesi. Üniversite okumak sadece Türkiye ile sınırlı değil. İnsanımız mutlaka yurtdışını görmeli. İngiltere bu açıdan önemli bir ülke, en büyük avantajı dil. Ayrıca üniversitelerin 3 yıl olması önemli bir avantaj. Eğer öğrenciler üniversitenin ilk yılını finanse edebilirlerse diğer sınıfları çok rahat okuyabiliyorlar. Çünkü burada hem çalışma hem de burs bulma imkanları yüksek. Gençlerimiz bütün yolları denemeli." diye konuşuyor.
posted by suveyda @ Permalink ¤10:26 AM  
5 Comments:
  • At 1:38 PM, Anonymous elveda said…

    Nice memleket insanı bu şekilde kayıplara karışmadı mı?

     
  • At 4:13 PM, Blogger Mühendis said…

    herşeyde bir hayır vardır, şer görünen şeylerin ardında rahmet gizlidir. güya kendilerince adamın önünü kesmek istemişler ama önünün açılmasına vesile olmuşlar :), bu tür misaller o kadar çok ki...
    onlar engellemeye çalıştıkça biz azmedip daha fazla çalışmalıyız...

     
  • At 4:54 PM, Blogger İsmail Taha said…

    Bizim eğitim sistemimiz malesef böyle bakalım allah hayırlısını verir inşallah

     
  • At 5:45 PM, Blogger emircan said…

    Bizimkiler bu olayları görmemeye,torpillerle iş yapmaya,işi ehline vermemeye,kafanın içiyle değil dışıyla uğraşmaya ve buna benzer daha yüzlerce sayabileceğimiz saçmalıklara devam ettiği sürece;bizim ülkemizden maalesef böyle kıymetli ve değerli beyin göçleri devam edecektir.

     
  • At 2:23 PM, Blogger suveyda said…

    elveda ,
    haklı olduğunu söylemek ne kadar acı bir şey...




    mühendis,
    olay budur işte.önemli olan onu görebilmek.şerde bile bir hayır aramak.ama insan genede düşünmeden edemiyor.benim bir şeye hakkım varken neden bu hakkımı kullanamıyorum tarzı bozuyo insanı ya.bilirim bu duyguyu ondan söylüyorum.yabancısı değilim.çok kötüdür ama bir hayır aramak gerekir dediğin gibi her şeyde.




    ismail taha,
    eğitim sistemimizi yerden yere vursakta değişen bir şey yok kısa vadede.inş uzun vadede durumlar daha farklı olur, daha iç açıcı , daha aydınlık...
    hayırlısı evet.





    emircan,
    sirete değil surete bakmaya devam ettikçe beyin göçü alıp başını gidecek.ki sadece beyin göçü olup bu ülke bunları kaybetmekle kalmayacak, beyin göçünü yapamayanlarıda kaybedecek.
    bu ülke bu makus talihini ne zaman yenecek kimbilir.tez zamanda madalyonun ters tarafı döner inş.



    herşeye rağmen dikkatimi çeken bir nokta var.beyin göçü yapan insanlardan şu zamana kadar duyduğum en önemli mesaj ve istek şu.yapılan tm haksızlıklara rağmen tekrar ülkelerine dönüp burda hizmet etmek istiyorlar.şaşırtıcı bir o kadar kayda değer düşünceler bunlar bence.
    bu millet bu kayıpları haketmiyor.onlarında bunun bilincinde olması ne kadar güzel.sevindirici bir durum bu olsa gerek.

     
Post a Comment
<< Home
 
 

about me
gelirsin gidersin dostumsun, gelmezsin gitmezsin neyimsin
Udah Lewat
Archives
Dua
Allah’ım, Sana tutunuyorum, Kimsenin yere atmasına izin verme beni. (Sadi)
Martı

“Yaşamak için ne çok sebep var,” diye düşünüyor uçmanın anlamına vardıkça. Kabiliyetlerinin sınırlarını aşmak, onu yaşatan en büyük sebep. Onun için balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka sebepler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz. Becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi hür olabiliriz!

Böyledir

Başkasını kıran, inciten bir insanın kendisi de bundan mutlaka yara alır.Kötülüğün oku mutlaka geri döner

Budur

Ne gökte, ne denizde, ne dağların içinde, ne de ormanların kuytu bir köşesinde, hiçbir yer yoktur ki, insan yaptığı fenalıktan, karşılığını görmeden, kurtulup sıyrılabilsin

Arkadaşlar
Designed-By

Visit Me Klik It
Credite
15n41n1